23 Nisan 2011 Cumartesi

Ambalaj sergimizin açılmasına sadece ve sadece 2 gün kaldı!!


Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi
bu sergi için çok özel bir sergi alanı hazırlıyoruz.
İzleyiciler ambalajları görmek için kocaman bir kolinin içine girecekler.
Koli odamızın/sergi alanımızın içinde sevgililer gün için yaratılmış çikolata ambalajları olacak.
Sergimizde ambalaj tarihi ve ambalaj tasarımı ile ilgili bilgiler de sunulacak.
Sergilenen  amabalajların üzerinde tüketicinin kişisel notlar yazabilmesi
için sürpriz alanlar yarattık.
Bazı ambalajların üzerinde aşk şiirleri,
bazı diğer çalışmaların ise her bir cephesinde farklı bir aşk öyküsü anlatılıyor.
Alyans, ev, eriyen mum şeklinde verilmek istenen mesajı vurgulayan ambalajlar yaptık. Çalışmalarımızda  kırmızı, siyah, beyaz, mor renkler yoğunlukla kullanılmış.
Hedef kitleye göre materyallar seçtik, kurdeleler, kadifeler, simler, metal kutular kullandık. İçice geçen kalpler, içinde tek bir çikolata olan elma şeklindeki ambalajlar tasarladık.
Bazılarında ise demir parmaklıkla var.
Aşkına mahkumum demek isteyenler için espirili bir ürün.
Bazı tasarımlar ise aşkta 25. yıllarını kutlayanlar için gümüşle süslenmiş.
Kısacası çok farklı ambalajlar var.
Kimi komik, kimi cıvıl cıvıl kimi aşk acısı çekenler için kimi de aşkı kafaya takmayanlar için. Bu çalışmadaki amacımız ambalaj tasarımı ile farklı, dikkat çekici ürünlerin yaratılabileceğidir.
Ürün nedir sorusunu farklı yaklaşımlar getirip,
her bir ambalaj 5 saniyelik reklamdır.
Esasında Ürün ambalaj, ambalaj da üründür diyoruz.
Sergiyi de koli parcaları ve koliden yapılan kulellerle duyuruyoruz.  






Konu ile ilgilenenlerin kaçırmaması gerek bir çalışma olduğunu düşünüyorum. 


16 Nisan 2011 Cumartesi

Ambalaj Sergisi için geri sayım başladı....

İyi bir haberim var. Çim alanı kullanabiliyoruz. Yani sergimizi ön bahçede, sahnenin önünde kurmak için izin çıktı. Ama  bu tüm sorunlarımızın bittiği anlamına gelmiyor tabii. Kolilerden oluşturacağımız sergi odasının sağlamlığı konusu var. Uçarsa, yağmurda ıslanıp çökmeler oluşursa!!... O yüzden oldukça sağlam olabilmesi için okulun güvenliğinden, idari amirden ve mimar arkadaşlardan tavsiyeler alıyoruz. Şimdilik olayı kafamızda çözümledik ama salı günü uygulama çalışmalarına başlayınca neler olur.... doğrusu bilemiyorum!!

Birazda çalışmalardan söz edeyim:

Öğrencilerin çoğu evli çiftler ve aşıklar için çalışma yapmayı tercih etmiş. Kimi klasik kalpler kullanmış kimi de kalbin ne kadar da farklı biçimleri varmış dedirttiren siyah kalpler veya camdan kalpler yaratmış. Bazıları ambalajın  üstünü, altını ve dört bir yanını kullanıp resimlerle aşk öyküleri anlatmış. Ambalajı elinize alıp cevirdiğinizde her bir cephesinde aşklarının farklı bir karesini görüyorsunuz. Önce tek başına üzgün sonra birisiyle tanışıyor ve sonra aşık olduklarını öğreniyorsunuz.Bazı ambalaşlarda özel notlar yazabilmeniz için boş alanlar bırakılmış. Bazılarında kurdeleler, renkli taşlar kullanılmış.


Çok sıradan olan bir kaç çalışma da var tabii. ama şimdi onlardan söz edip canımı sıkmayıım.... :)
 

12 Nisan 2011 Salı

ambalaj sergisi için hazırlanıyoruz!!!

 İletişim Festivalinde açacağımız ambalaj sergimiz için bir adım daha attık bugün. Doğu Akdeniz Üniversitesi, İletişim Fakültesi ön bahçede yer alacak olan sergimizde "Creative Advertising" dersi öğrencilerinin tasarladıkları ambalajlar yer alacak. Konumuz mutluluk kaynaklarından biri olan çikolata. Evet, çikolata ambalajları tasarlıyoruz. Hem de sevgi ile sevgiden söz ederek.
Sevgililer gününe özel ambalajlar yapıyoruz.
Her bir tasarımın farklı bir mesajı var.
Evlilik teklifleri için, yıllarca evli olan çiftlere tatlı anlar yaşatmak için,
genç sevgililere özel, orta yaşlı sevgililer için,
liseli aşklara ve Sevgililer Gününden nefret edenlere,
o gün yalnız olanlar için
kısacası farklı hedef kitlelere yönelik espirili, eğlenceli, sofistike, kışkırtıcı, samimi, estetik ambalajlar yaratmak için çalışıyoruz.

Ambalajın ürünün yüzü olduğunu, ürün hakkında bilgi veren, onu farklılaştıran önemli bir pazarlama iletişim aracı olduğunu düşünüyoruz ve yaratıcı reklam tekniklerini kullanarak tasarımlar yaratmayı amaçlıyoruz. Hevesli ve heyecanlıyız. 26 Nisan saat 18:00 da sergimizi açacağız.

Sadece sergilenecek çalışmalarla değil onları sergileyeceğimiz alanla da ilgiliyiz. Bugün koridorları, ön bahceyi, sahne alanını dolaştık. Çimlerin üzerine karton Kolilerden oluşan U şeklinde bir oda/kocaman bir kutu yapıp tüm ambalaj çalışmalarımızı orada sergilemeye karar verdik. Bu kocaman kutunun üzerinde dersin adını belirten bir de pul olacak. Sanki "Creative Advertising" dersi iletişim Festivaline bu koliyi yollamış gibi. Koli açıldığında da içinde bizim özel tasarladığımız ambalajlar olacak. Bakalım nasıl olacak !!! ;))


Cuma günü Bu kocaman oda Kolimizi  inşa etmeye başlayacağız. Şimdi Kolileri toplayıp biriktiriyoruz.  Aklımıza gelmeyen bazı sorunlarla karşılaşıyoruz ama tabii yılmak YOK. İlk beklenmedik sorun da çim alana basılmaması gerektiği ile ilgili uygulama oldu. Bence de çim alana  basılırsa yazık olur! Yani sadece basılırsa çoook yazık olur! Çimlere uzanmalı, orda uyumalı, tekerlenmeli, oturup rahatlamalı.. Hatta ambalajlar sergilenebilmeli. 

Sergiyi merakla bekliyorum. İçim kıpır kıpır....

9 Nisan 2011 Cumartesi

pazarlama iletişimi konferansının ardından....

8 Nisanda DAÜ, İletişim Fakültesinde Pazarlama İletişimi  Konferansı vardı.
Prof. İzzet Bozkurt Bütünleşik Pazarlama İletişimi, değer yaratma, sosyal medya ve değişen müşteri kavramları  hakkında konuştu. İzzet hocayı uzun süredir tanıyorum. Benim de tez danışmanımdı. Onu tekrar dinlemek hoştu.

Konferanstan sonra kantinde hep beraber konuşmaya devam ettik. O da yetmedi  yemekten sonra okul dışında kahve içmeye gidip konuştuk konuştuk ve konuştuk.....
galiba konu reklam, pazarlama ve okul olunca konular hiç bitmiyor :)
Şu an düşünüyorum da galiba İzzet hoca pazarlama işinin gittikçe zorlaştığını söyledi bize. Artık iletişim kanalları ve ağları o kadar fazla ki onları takip etmek reklam mesajlarını etkin bir şekilde yeleştirmek neredeyse imkansız. Kimin ne zaman neyi izlediğini, okuduğunu veya neye baktığını tespit etmek imkansız gibi. Bu koşullarda da doğal olarak pazarlamanın etkisini  ciddi ciddi sorgulamalıyız. Değişim çok süratli! 

Tabii artan iletişim alanları bir diğer açıdan bakıldığında da herkese mesajını iletme imkanı sağlıyor. Bu çok güzel :)) İyi fikri olan bunu hemen duyurabiliyor.

Ama yine de şu herkes olayı problematik/kandırmaca gibi duruyor. Belki de konu sadece iyi fikir sahibi olup, değer yaratmakla ilgili değildir.Teknolojiyi kontrol edebilenler ve yaratanlar bu ortamın en güçlüleri haline gelmiş (midir?) !


sonuç: Herşeye rağmen kötümser değilim. Konferansta yeni, eski okul arkadaşlarımı görmek ve İzzet hocayı dinlemek güzeldi.

29 Mart 2011 Salı

Vitrin!!

Vitrinlerde evin en kıymetli eşyaları yer alır.
Dantellerin üzerinde kristal bardaklar,
El boyası porselenler,
Uzak ülkelerden alınmış biblolar...

Onlar hayatın güzelliğidirler. Vitrinlere bakmayı pek severim.
Ancak bugün yazımda yer vereceğim vitrin
evdeki cam dolaplar değil. O yüzden konuyu daha fazla dağıtmadan
esas meseleme geçsem iyi olacak!

Söz etmek istediğim vitrin
mağazaların vitrinleridir.
Sokaktan geçenlerin dikkatini çekmek,
malları sergilemek için kullanılan cam alanlardan söz edeceğim.
İyi bir vitrin bize o mağazada
neleri bulabileceğimizin ipuclarını verir.
Bizi içeri davet eder.
Bizimle konuşur. İçerisinin nasıl bir mekan olduğunu anlatır.
Elbette mağazanın içi, malların konulduğu raflar da çok önemlidir.
Parfüm şişelerinin ışıklı cam raflarda sergilenmesiyle
metal veya ahşap raflarda sergilenmesi hiç kuşkusuz farklı imajlar yaratıp
ürün hakkında farklı duygular uyandırırlar.
Dikkat ettiyseniz organik ürünler genelde ahşap raflarda sergilenir.
Doğal olduğu, doğadan geldiği böylelikle daha fazla vurgulanmış olur.

Bütünleşik pazarlama iletişimi, ürünün satış yerinin,
üzerinde sergilendiği rafların, ambalajın ve vitrindeki sunum şekillerinin
her birinin tıpkı reklam, halkla ilişkiler çalışmaları gibi müşteri ile iletişim kurduğunu ve
ürünün kimliğini yaratmakta önemli rollerinin olduğunu savunur.
Bu yüzden vitrinin büyüklüğü, vitrinde kullanılan renkler, ışıklar,
cansız mankenler birer detay değildir. Bütünün önemli parçalarıdırlar.
Ürünlerin doğallığını veya rahatlığını vurgulamak için bazı vitrinlerde
samanlar, etrafa dökülmüş rengarenk boyalar olur.
Şıklığı ve zerafeti vurgulamak için de kristal avizeler,
ipek halılar, ünlü taplolar yer alır.

Böylelikle ürünlerin kimlikleri daha bir netleşir.
Vitrin daha canlı ve daha dikkat çekici olur.
Hiç unutmadığım vitrinlerin birinde hep balonlar vardı.
Eğlenceli cıvıl cıvıl bir markanın satıldığı bir mağazaydı.
Bir kez de vitrinde canlı bir tavşan görmüştüm!
İlginç ama bir o kadar da üzücü bir tasarımdı.
Tavşanın bu durumdan pek de mutlu olmadığı belliydi!
Londra, Selfridges’in vitrinleri de çok ünlüdür.
Vitrinleri o kadar ilginç ve estetiktir ki
önünde her zaman fotoğraf çeken birileri vardır.

Kıbrıs’taki vitrinlere bakınca
Lefkoşa Dereboyundaki vitrinlerin bazılarının
ciddi ve bilinçli çalışmalar sonuçu düzenlendiğini çok rahat fark edebilirsiniz.
Girne’de de bazı iyi vitrinler var.
Cansız mankenler de sıkca kullanılmış.
Çoğu mağaza sahibi mankene giydirdikleri elbiselerin daha çok dikkat çektiğini
ve çok daha erken satıldığını söylüyor.
Cansız mankenlerin başarısı kuşkusuz ancak yine de bir eksiklik var!

İletişim düzgün değil!
Bazılarının kafası yok. Bazıları saçsız ve bembeyaz.
Beller kırık, eller aşırı sert, dimdik duruyorlar,
Bazıları sadece bacak, bazıları rujlu ama kel,
Ya kolu kopuk, başı yarım olanlar... (korku filmi gibi!)
Eksik olan nedir diye çarşıda dolaşmaya devam ederken.
Mine butiğin önüne geldim, onların vitrinini görünce o eksikliği hemen buldum.
Cansız mankenlerde kimlik yok, ruh yok. Tamam manken bir askıdır.
Ürünün önüne geçmemelidir ama o elbiseye kimlik verecek kişi de yine o mankendir.
Tıpkı organik ürünlerdeki ahşap raf gibi.

Elbise ve cansız manken bir bütünün parçalarıdırlar.
Beraber ve uyum içinde çalışıp bize o ürünü daha iyi tanıtmalıdırlar.
İsmet Hilmioğlu’nun butiğinde uzanan,
çömelen, oturan, ayak ayak üstüne atmış olan mankenler var.
Hepsinin saç modeli farklı.

Hele girişte kollarını, bacaklarını açmış oturan cüretkar, kendine güveni tavan yapan
mankene ne demeli. Tıpkı sundukları kıyafetler gibi mankenleri de sıradışı, cüretkar.
Gözlüklü, sigara içen, etekleri uçuşan mankenleri görünce ne oldu biliyor musunuz?
Oradaki elbiselere ilgim daha da arttı. Elbiselerin ruhu vardı.

Bunu mankenlerle beraber yaratıyorlar.
Orada daha rahat hissettim, daha uzun kalmak istedim. Cansız ama kimliği, ruhu olan mankenler arasında gezinip o farklılığı hissetim. İşte günümüz iletişimi, pazarlaması böyle birşeydir.
bir dünya, ruh, kimlik yaratmakla ilgilidir. 

24 Mart 2011 Perşembe

merhaba, bugün pazarlama iletişimi hakkında konuşmaya başlıyoruz!!!



Kutu, ambalaj
ürünün, hediyenin kendisi kadar önemlidir.
O ilk duraktır. İlk karşılaşma yeridir! Ürünü onunla tanırsınız.
Rakiplerinden farklılaşmayı sağlar.
Bazen abartıldığı da oluyor, tabii.
Hatırlıyorum da, Londra’da geçen bir Neol filminde
adam, eşi ile bir alışveriş merkezine gider.
Eşi başka bir bölümde giysilere bakarken,
O da mücevher bölmüne gider,
sevgilisine hediye alacaktır.
Satıcı da Mr Bean’dir! J
Önce mücevheri, kutuya koyar, sonra sarar,
Adam panik olmaya başlar, “hadi bitir artık şu işi der”
Mr Bean, “OLMAZ”! Der. “Tam yapmalıyız”.
Sonra plastik bir poşetin içine kutuyu koyar.
Çekmeceden lavanta çıkarır. Onları üfeler ve poşete koyar.
Adam artık yerinde duramaz! Mr Bean bir de tarçın dalı çıkarır onu da poşete koyar. Sonra  eldiven giyer. Adamın gözleri iyice açılır. “Daha ne yapıyorsun?”, diye sorar.
Satıcı da şimdi de Noel kutusuna koyacağım der. Dikdörtgen karton kutunun üzerine çam dalları yapıştıracaktır. Tam kutuyu hazırlarken. Adamın karısı gelir!
Adam panik içerisinde “tamam tamam” der. “Kalsın” ve satış masasından uzaklaşır!

Bu sahne belki bize paketlemeye bu kadar önem verirsen
alışverişin başarısız olur, belki de güzel paketli hediyeleri sadece eşine almalısın diyordur. Veya bu sadece komik bir sahnedir. J
Ancak, güzel bir hediyenin, güzel bir de paketi olması gerektiğine inananlardanım.
Mr Bean güzel olanı yapıyordu bence.

***

Hediye paketi bir yana, her ürünün de kendine özgü bir ambalajı olması önemlidir.
Ambalaj bilgilendiricidir:  ürünü nasıl saklamamız gerektiğini, nasıl kullanacağımızı, son kullanım tarihini ....söyler. Bize o kremayı, makarnayı veya unu
nasıl kullanacağımızı hatta bazı ender bilinen pişirme taktiklerini,
yemek ve tatlı tariflerini anlatır.
Sanki bir satıcı gibidir. Müşteri ile konuşur.

Son yıllarda ambalaj tasarımı reklamcıların ve pazarlamacıların oldukça ilgisini çekmektedir. Ambalaj artık reklam kampanyalarının önemli bir parçası halindedir.
Promosyonların duyurulduğu, markanın imaj yarattıpı değerli bir alandır ambalaj.

Ambalajın üzerindeki  “yenilenen formüllü...”, “daha büyük kutuda...” gibi yazılar bize o markanın yaptığı değişiklikleri ve kampanyalarını tanıtır. Dikkat çeker.
Ambalajı bir detay, işin süs kısmı olarak görmek pek de doğru olmaz.
Önemli bir iştir ve ürün için, ürün adına konuşur. Dolaysıyla ürünün önemli bir parçasıdır.

Ambalaj, ürünün konumlandırılmasında kullanılan oldukça etkili bir yöntemdir.
Ambalaj esasında bir anlamda ürünün yüzüdür. Ürünün kimliğidir.
Şekli, üzerindeki renkler, desenlar, fotoğraflar, yapıldığı madde müşteri ile
etkili iletişim kurabilen, farklı algılamalara yol açabilecek bir pazarlama iletişim taktiğidir. Hatta Bütünleşik Pazarlama İletişimi çerçevesinden ambalaja baktığımızda,
ambalajı ürün, ürünü de ambalaj olarak gören tartışmalara rastlarız.