Vitrinlerde evin en kıymetli eşyaları yer alır.
Dantellerin üzerinde kristal bardaklar,
El boyası porselenler,
Uzak ülkelerden alınmış biblolar...
Onlar hayatın güzelliğidirler. Vitrinlere bakmayı pek severim.
Ancak bugün yazımda yer vereceğim vitrin
evdeki cam dolaplar değil. O yüzden konuyu daha fazla dağıtmadan
esas meseleme geçsem iyi olacak!
Söz etmek istediğim vitrin
mağazaların vitrinleridir.
Sokaktan geçenlerin dikkatini çekmek,
malları sergilemek için kullanılan cam alanlardan söz edeceğim.
İyi bir vitrin bize o mağazada
neleri bulabileceğimizin ipuclarını verir.
Bizi içeri davet eder.
Bizimle konuşur. İçerisinin nasıl bir mekan olduğunu anlatır.
Elbette mağazanın içi, malların konulduğu raflar da çok önemlidir.
Parfüm şişelerinin ışıklı cam raflarda sergilenmesiyle
metal veya ahşap raflarda sergilenmesi hiç kuşkusuz farklı imajlar yaratıp
ürün hakkında farklı duygular uyandırırlar.
Dikkat ettiyseniz organik ürünler genelde ahşap raflarda sergilenir.
Doğal olduğu, doğadan geldiği böylelikle daha fazla vurgulanmış olur.
Bütünleşik pazarlama iletişimi, ürünün satış yerinin,
üzerinde sergilendiği rafların, ambalajın ve vitrindeki sunum şekillerinin
her birinin tıpkı reklam, halkla ilişkiler çalışmaları gibi müşteri ile iletişim kurduğunu ve
ürünün kimliğini yaratmakta önemli rollerinin olduğunu savunur.
Bu yüzden vitrinin büyüklüğü, vitrinde kullanılan renkler, ışıklar,
cansız mankenler birer detay değildir. Bütünün önemli parçalarıdırlar.
Ürünlerin doğallığını veya rahatlığını vurgulamak için bazı vitrinlerde
samanlar, etrafa dökülmüş rengarenk boyalar olur.
Şıklığı ve zerafeti vurgulamak için de kristal avizeler,
ipek halılar, ünlü taplolar yer alır.
Böylelikle ürünlerin kimlikleri daha bir netleşir.
Vitrin daha canlı ve daha dikkat çekici olur.
Hiç unutmadığım vitrinlerin birinde hep balonlar vardı.
Eğlenceli cıvıl cıvıl bir markanın satıldığı bir mağazaydı.
Bir kez de vitrinde canlı bir tavşan görmüştüm!
İlginç ama bir o kadar da üzücü bir tasarımdı.
Tavşanın bu durumdan pek de mutlu olmadığı belliydi!
Londra, Selfridges’in vitrinleri de çok ünlüdür.
Vitrinleri o kadar ilginç ve estetiktir ki
önünde her zaman fotoğraf çeken birileri vardır.
Kıbrıs’taki vitrinlere bakınca
Lefkoşa Dereboyundaki vitrinlerin bazılarının
ciddi ve bilinçli çalışmalar sonuçu düzenlendiğini çok rahat fark edebilirsiniz.
Girne’de de bazı iyi vitrinler var.
Cansız mankenler de sıkca kullanılmış.
Çoğu mağaza sahibi mankene giydirdikleri elbiselerin daha çok dikkat çektiğini
ve çok daha erken satıldığını söylüyor.
Cansız mankenlerin başarısı kuşkusuz ancak yine de bir eksiklik var!
İletişim düzgün değil!
Bazılarının kafası yok. Bazıları saçsız ve bembeyaz.
Beller kırık, eller aşırı sert, dimdik duruyorlar,
Bazıları sadece bacak, bazıları rujlu ama kel,
Ya kolu kopuk, başı yarım olanlar... (korku filmi gibi!)
Eksik olan nedir diye çarşıda dolaşmaya devam ederken.
Mine butiğin önüne geldim, onların vitrinini görünce o eksikliği hemen buldum.
Cansız mankenlerde kimlik yok, ruh yok. Tamam manken bir askıdır.
Ürünün önüne geçmemelidir ama o elbiseye kimlik verecek kişi de yine o mankendir.
Tıpkı organik ürünlerdeki ahşap raf gibi.
Elbise ve cansız manken bir bütünün parçalarıdırlar.
Beraber ve uyum içinde çalışıp bize o ürünü daha iyi tanıtmalıdırlar.
İsmet Hilmioğlu’nun butiğinde uzanan,
çömelen, oturan, ayak ayak üstüne atmış olan mankenler var.
Hepsinin saç modeli farklı.
Hele girişte kollarını, bacaklarını açmış oturan cüretkar, kendine güveni tavan yapan
mankene ne demeli. Tıpkı sundukları kıyafetler gibi mankenleri de sıradışı, cüretkar.
Gözlüklü, sigara içen, etekleri uçuşan mankenleri görünce ne oldu biliyor musunuz?
Oradaki elbiselere ilgim daha da arttı. Elbiselerin ruhu vardı.
Bunu mankenlerle beraber yaratıyorlar.
Orada daha rahat hissettim, daha uzun kalmak istedim. Cansız ama kimliği, ruhu olan mankenler arasında gezinip o farklılığı hissetim. İşte günümüz iletişimi, pazarlaması böyle birşeydir.
bir dünya, ruh, kimlik yaratmakla ilgilidir.
29 Mart 2011 Salı
24 Mart 2011 Perşembe
merhaba, bugün pazarlama iletişimi hakkında konuşmaya başlıyoruz!!!
Kutu, ambalaj
ürünün, hediyenin kendisi kadar önemlidir.
O ilk duraktır. İlk karşılaşma yeridir! Ürünü onunla tanırsınız.
Rakiplerinden farklılaşmayı sağlar.
Bazen abartıldığı da oluyor, tabii.
Hatırlıyorum da, Londra’da geçen bir Neol filminde
adam, eşi ile bir alışveriş merkezine gider.
Eşi başka bir bölümde giysilere bakarken,
O da mücevher bölmüne gider,
sevgilisine hediye alacaktır.
Satıcı da Mr Bean’dir! J
Önce mücevheri, kutuya koyar, sonra sarar,
Adam panik olmaya başlar, “hadi bitir artık şu işi der”
Mr Bean, “OLMAZ”! Der. “Tam yapmalıyız”.
Sonra plastik bir poşetin içine kutuyu koyar.
Çekmeceden lavanta çıkarır. Onları üfeler ve poşete koyar.
Adam artık yerinde duramaz! Mr Bean bir de tarçın dalı çıkarır onu da poşete koyar. Sonra eldiven giyer. Adamın gözleri iyice açılır. “Daha ne yapıyorsun?”, diye sorar.
Satıcı da şimdi de Noel kutusuna koyacağım der. Dikdörtgen karton kutunun üzerine çam dalları yapıştıracaktır. Tam kutuyu hazırlarken. Adamın karısı gelir!
Adam panik içerisinde “tamam tamam” der. “Kalsın” ve satış masasından uzaklaşır!
Bu sahne belki bize paketlemeye bu kadar önem verirsen
alışverişin başarısız olur, belki de güzel paketli hediyeleri sadece eşine almalısın diyordur. Veya bu sadece komik bir sahnedir. J
Ancak, güzel bir hediyenin, güzel bir de paketi olması gerektiğine inananlardanım.
Mr Bean güzel olanı yapıyordu bence.
***
Hediye paketi bir yana, her ürünün de kendine özgü bir ambalajı olması önemlidir.
Ambalaj bilgilendiricidir: ürünü nasıl saklamamız gerektiğini, nasıl kullanacağımızı, son kullanım tarihini ....söyler. Bize o kremayı, makarnayı veya unu
nasıl kullanacağımızı hatta bazı ender bilinen pişirme taktiklerini,
yemek ve tatlı tariflerini anlatır.
Sanki bir satıcı gibidir. Müşteri ile konuşur.
Son yıllarda ambalaj tasarımı reklamcıların ve pazarlamacıların oldukça ilgisini çekmektedir. Ambalaj artık reklam kampanyalarının önemli bir parçası halindedir.
Promosyonların duyurulduğu, markanın imaj yarattıpı değerli bir alandır ambalaj.
Ambalajın üzerindeki “yenilenen formüllü...”, “daha büyük kutuda...” gibi yazılar bize o markanın yaptığı değişiklikleri ve kampanyalarını tanıtır. Dikkat çeker.
Ambalajı bir detay, işin süs kısmı olarak görmek pek de doğru olmaz.
Önemli bir iştir ve ürün için, ürün adına konuşur. Dolaysıyla ürünün önemli bir parçasıdır.
Ambalaj, ürünün konumlandırılmasında kullanılan oldukça etkili bir yöntemdir.
Ambalaj esasında bir anlamda ürünün yüzüdür. Ürünün kimliğidir.
Şekli, üzerindeki renkler, desenlar, fotoğraflar, yapıldığı madde müşteri ile
etkili iletişim kurabilen, farklı algılamalara yol açabilecek bir pazarlama iletişim taktiğidir. Hatta Bütünleşik Pazarlama İletişimi çerçevesinden ambalaja baktığımızda,
ambalajı ürün, ürünü de ambalaj olarak gören tartışmalara rastlarız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)